Ümit Şimşek
(Açıkdeniz yazılarından)
Yeni bir yılın başlangıcı, herkes ve her zaman için önemli bir dönüm noktasıdır – doğum günleri, evlilik yıldönümleri, mübarek günler ve geceler de öyle. Bütün bunlar, bir tükeniş noktasına doğru akıp giden ve bir daha dönmeyecek olan zamanın elimizde kalan meçhul miktardaki bölümünü eskisinden daha iyi değerlendirebilmemiz için birer fırsat sunar.
Böyle bir anlayışın izini, özellikle yılbaşı konusunda, Batı medyasında görmekte zorlanmıyoruz. Hattâ, konunun eğlence yönüne oranla muhasebe ve planlama yönüne eğilen, bu konularda akıl ve fikir veren, uzman tavsiyeleri nakleden, teknik ve uygulamalardan uzun uzadıya bahseden yazılar, haftalar boyunca yayın organlarında yer alıyor ve sayısı yüzler seviyesinden aşağı düşmeyen kaliteli ve üretken okuyucu yorumlarıyla destekleniyor.
Bizde ise, böyle günler daha ziyade ya eğlence, ya ideoloji veya inanç yönüyle anlam kazanır, bütün insanlık için ortak bir nokta teşkil edebilecek muhasebe yönü ise hep ihmal edilir. Oysa bu hayatın, ister dünyaya, ister ukbâya yönelik olsun, sürekli şekilde değerlendirilmeye ve gelişmeye ihtiyacı vardır. Önemli gün ve geceler de bu tür değerlendirmeler için en uygun zamanlardır. Geçen yılı bir öncekine göre daha iyi bir şekilde kapattım mı? Bir yıl önceki ben ile bugünkü ben arasında nasıl bir fark var? Öğrenmek istediğim şeyler, kazanmak istediğim beceriler, vazgeçmek istediğim kötü alışkanlıklar açısından bir yıl öncesine göre nasıl bir konumdayım, bundan bir yıl sonra nasıl bir konumda olmayı istiyorum? Bilim, kültür, sanat alanlarında, sosyal ilişkilerde, aile ve iş hayatında yeni sayfalar açabilir miyim? Bunlar gibi belli başlı konular, önce genel seviyeden başlayıp sonra adım adım daha küçük parçalara bölerek ve somutlaştırarak planlanabilir. Bunun için ne kadar vakit harcansa yeridir; çünkü harcayacağımız birkaç saat veya birkaç gün, nice yılları ve nihayet bütün ömrümüzün âkıbetini belirleyecektir. Ancak problemin çok büyük bir kısmı, bu birkaç saati veya birkaç günü nasıl edip de denkleştirebileceğimizde düğümleniyor.
ABD’de telefonun evlere henüz girmeye başladığı yıllarda insanlar “Ya olur olmaz zamanlarda arayıp da meşgul ederlerse?” endişesine kapılmış ve telefon numaralarının yanına “Lütfen şu saatlerin dışında aramayınız” şeklinde bir not ilâve edilmesini şart koşmuşlardı. Şimdi bizim gönüllü olarak daldığımız internet mecrâlarından her birisi hayatımızın tamamına talip oluyor ve bir dakikamızı bile ondan başka bir yerde geçirmemizi istemiyor. Oysa vaktiyle bizim teknolojiden beklediğimiz en önemli şey, bize zaman kazandırmasıydı. Otomobil, çamaşır makinesi, bilgisayar gibi âletleri bize armağan etmekle teknoloji gerçekten bize nice zamanlar kazandırdı; fakat biz kazandığımız zamanı ne yapacağımızı bilemediğimiz için yine teknolojinin bize sunduğu daha başka harikalara harcadık. Bunların başında televizyon geliyordu; girdiği her yerde insanları koltuklarına mıhlayarak her gün 3-4 saatten aşağıya düşmeyen sürelerle onlara robot hayatı yaşattı. Arkadan gelen internet ise bu kadarla da doymadı, hayatı elimizden aldı. Ne var ne yok bir bakayım diye internete girdiğimiz andan itibaren irademiz bütünüyle onun eline geçiyor ve o siteden bu maile, şu videodan öteki habere atlaya atlaya ömrümüzün saatlerini, günlerini ve yıllarını dolduruyor. Daha da kötüsü, içimizden bazıları bu işi kutsal bir görev aşkıyla yapıyor ve sosyal medyada falan din düşmanı ile filan ehl-i sünnet düşmanına sövüp sayarak ömür tüketirken cihad meydanlarında kılıç salladığını hayal ediyor. Bazılarımız ise üç satır oradan, beş satır buradan bir şeyler okumakla, üye olduğu mail gruplarından gelen mesajlarda yüz bininci defa paylaşılan şeyleri bir dahi aşk ile paylaşmakla hem vaktini değerlendirdiğini, hem kültürünü arttırdığını, hem de şu memleketin insanlarına bir nevi hizmette bulunduğunu düşünüyorsa da, hiçbir temele, düzene ve yönteme dayanmayan bu bilgi parçacıklarının kendisine ve başkalarına “ilim” denebilecek bir şey öğretmediğini ve konular ve kavramlar arasında soyut ilişkiler kurmasına yarayacak bir beceri kazandırmadığını fark edemiyor. Hayat böylece hızını almış akıp giderken, pek tabii ki, hiç kimse zaman zaman durup da “Ben neredeyim, buraya nereden geldim, bundan sonraki durağım ne olacak?” diye sormak ve hayatına bir çekidüzen vermek ihtiyacını hissetmiyor.
***
Aklı başında her insan, zaman zaman bir muhasebe içine girmek ve hayatında ayarlar yapmak ihtiyacını hisseder. Bu ihtiyacın hissedilmemesi insanın doğru yolda ve kusursuz bir şekilde ilerlediği anlamına gelmez; onun için, insan belli zamanları peşin peşin birer muhasebe zamanı olarak belirlemeli ve muhasebe vakitleri arasındaki gelişmeleri de kaydederek değerlendirmeye almalıdır. Fakat değerlendirmede de önceliği yapılacak işlere değil, yapılmayacak işlere ayırmak zorunda olduğumuzu unutmayalım. Çünkü zamanımızın topyekûn bir işgal altında olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu dünya üzerindeki varlığımıza anlam kazandıracak işlere hayatımızda yer açmak için, önce hayatımızı anlamsız kılan şeylerden kurtulmamız gerekir. İnternetten yıllarca önce, televizyonun hayatımızdan her gün en az üç saat işgal ettiği varsayımından yola çıkarak, “1095 Saat” başlıklı bir yazı yazmıştım ( https://www.yazarumit.com/2020/07/1095-saat.html ). Bu rakam, her yıl televizyona ayırdığımız zamanı ifade ediyordu. Bu zamanı televizyon yerine daha başka şeylere ayırdığımız takdirde ömrümüzün sadece bir yılına neler sığdırabilirdik? Birkaç misali:
Bu rakam, bir öğrencinin bütün bir öğretim yılı boyunca gördüğü ders saatlerinden daha büyük bir yekûndur. Demek ki, en azından kayıp bir öğretim yılı var orta yerde.
1095 saat içerisinde bir yabancı dili iyi seviyede öğrenmek mümkündür. Bu demektir ki, televizyon her yıl bize bir yabancı dil kaybettiriyor.
Kitap okumayı tercih ederseniz, ağır bir okuyuşla, 25 bin sayfalık kitabı bu müddet içinde bitirmeniz mümkündür. Hızlı okuyanlar ise bu rakamı yüz binlere çıkarabilirler. Ama bırakın yüz binleri, bırakın on binleri, senede birkaç bin sayfa okuyabilenler – “aydınlarımız” da dahil – toplumumuzun acaba yüzde kaçlık bir kesimini teşkil ediyor?
***
Meşguliyetleriniz ne kadar yoğun olursa olsun, internet-televizyon ikilisinin esaretinden kendinizi kurtardığınızda, elinize mutlaka kullanımınıza açık bazı zaman dilimleri geçecektir. Bu zaman dilimlerine, büyüklü küçüklü hedeflerinize doğru yol almanızı sağlayacak planlı faaliyetleri ekleyebilirsiniz. Ama bunu hemen yapın; çünkü boşluklar pusuda bekleyen korsanlar tarafından işgal edilmeye namzet alanlardır.
Planlamada dikkate alınacak bir nokta daha: Farklı alanlardaki meşguliyetler insanın âlemini genişletip renklendirdiği gibi, aynı zamanda birbirine nispetle dinlenme demektir. Genellikle bedenî yorgunluklar zihnî faaliyetlerle, zihin yorgunluğu da bedenî faaliyetlerle soluklanma fırsatını bulur. Hangi dalda olursa olsun sanat, bu anlamda bir nevi “joker” demektir. Bir resim yapmak, bir müzik eserini dinlemek veya icra etmek, güzel bir şiir okumak, her meslekten ve her yaştan insanların her biri için hem yenilenme ve gelişim, hem dinlenme, belki aynı zamanda terapi işlevini de görebilir. Onun için, planlarının bir yerini bir sanat dalına ayırmayı herkes düşünebilir, hattâ düşünmelidir diyebiliriz.
Plan yapma, zaman değerlendirme ve planın işleyişini kontrol altında tutma, ciddîye alınması gereken ve herkes için ayrı ayrı anlamlar ifade eden işlerdir. Genel olarak söylenebilecek bir şey varsa, o da, belirlenen hedeflere doğru yürütülecek faaliyetlerin sürekli olması gerektiğidir. Hedefiniz büyük olsun küçük olsun, her gün o hedefe doğru velev bir milimlik dahi olsa bir adım atmalı, bunun için bir dakikalık da olsa bir zaman ayırmalısınız. Önemli olan o adımın büyüklüğünden ziyade sürekliliğidir. Hattâ küçücük adımların çoğu zaman büyük adımlardan daha büyük iş görmesi akıldan uzak değildir. Çünkü bir saatlik bir faaliyet bazı sıkışık durumlarda ihmale uğrayabilir, hattâ zamanla bu ihmaller faaliyetin tümüyle terk edilmesiyle de sonuçlanabilir; ama bir dakikalık bir faaliyet için her zaman ve her şart altında bir yer bulunur; böylelikle konu hiçbir zaman gündemden düşmemiş, hedef hiçbir zaman gözden kaybolmamış olur.
Sözün özü:
Hayatı bilerek yaşayın. Nereye doğru gittiğinizi görün. Hedefleriniz ve planlarınız olsun. Zaman içindeki kilometre taşlarını kaçırmayın. İster dinî, ister dünyevî olsun, bu duraklar bir muhasebe, planlama ve kontrol zamanı olarak hepimiz için son derece değerli fırsatlardır. Geçmişe takılmayın. Hatâlar ürkütmesin, onları kapatacak yeni güzellikler için vesile olsun. Nereye ne kadar zamanda vardığımızdan çok daha önemli olan şey, hattâ yegâne önemli şey, milim milim de olsa büyük hedeflere doğru sürekli bir ilerleme içinde olmaktır. Bunu bize sağlayacak olan şey ise planlama-uygulama-denetim üçlüsüdür.
Yeni yılınız hayırlı, uğurlu ve planlı olsun.
Not: Henüz başlarında bulunduğumuz bu yılı verimli bir şekilde değerlendirmek için plan veya düşünceleri bulunan okuyucularımızdan, düşünce ve deneyimlerini yazımızın yorum bölümünde paylaşmalarını istirham ediyoruz. Bu tür fikir ve deneyim müdaveleleri ile birbirimizin hayatını renklendirmiş ve bereketlendirmiş oluruz.