Bizim bir Sülün Osman’ımız vardı, uygun müşteri bulduğu
zaman, yerde olan herşeyi satardı. Galata kulesi, Galata köprüsü, Boğaz
köprüsü, Dolmabahçe saat kulesi, tramvay, vapur, uçak gemisi gibi nice eşya
onun elinden kaç defa gelip geçmiştir.
Son çeyrek yüzyılda ise gökte olanları satmak moda oldu.
Artık gezegenler parselleniyor, yıldızlar satılıyor, satılamayan evlâtlık
veriliyor, ulaşılamayacak kadar sapa yerde olanlarına da müşterilerin isimleri
konuluyor.
Bu maharetli tüccarların sayesinde, bugün Dünya üzerinde
yaşayan 4 milyondan fazla insan için mehtaplı geceler çok daha farklı bir anlam
ifade ediyor. Onlar Ay’a baktıkları zaman, oralarda bir yerde kendi arsalarının
bulunduğunu düşünüyor ve bu arsalarla ilgili olarak geleceğe dair tatlı
hayaller kuruyorlar. Bu 4 milyonun hepsinin de sıradan insanlar olduğunu
düşünmeyin: Aralarında Barbara Walters gibi ünlü haberciler, Reagan ve baba
Bush gibi iki tane Amerikan başkanı, Abramoviç gibi milyarderler ile adları
saymakla bitmeyecek kadar çok sayıda artist makulesinden baylar ve bayanlar da
var. (Dünyamızın ne kadar akıllı adamlar tarafından yönetildiğini de bu sayede
öğrenmiş bulunuyoruz!)
Bütün bunlara Ay arazisini parselleyip “satan” kişi, onları,
uzayla ilgili uluslararası yasa ve sözleşmelerde bazı boşluklar olduğuna
inandırmış. Her ne kadar Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) gibi yetkili
kuruluşlar bu satış işlemlerinin şarlatanlıktan başka birşey olmadığını
defalarca açıklamış olsa da, şu ana kadar hiç kimse Ay’daki veya başka
yerlerdeki arazilerinden zorla çıkarılıp atılmadığı için, bu açıklamalara
itibar eden olmuyor; tarafların karşılıklı memnuniyetleri içinde alışverişler
sürüp gidiyor.
[Keriz avcılarının maharetleri bu kadarla bitiyor sanmayın; aşağıdaki bağlantıda bakın daha neler var:]